14 Nisan 2013 Pazar

Bu gece..

Bu hafta çok yoğun bir ders programım vardı. Gerek dersler olsun gerekse matematik test kitapları(proje ödevi iyi ki bu dersten almışım diğer arkadaşlarım saçma sapan şeylerle uğraşırken ben test çözüyom kafam rahat zaten matematikçiler hepimizin bildiği üzere paso test kitabı veriyorlar) dört bir yanımı sarmıştı. Nihayetinde bu gece Sıcak Bedenlerin kalan son 70 sayfasını bitiricem. Sonrada filmini izlerin heralde. Artık proje ödevimin geri kalanını da kitap kendi yapar ya da Hakancım(matematikçi kankam olur kendisi) bana birkaç gün daha verir. Neyse ben gidip kitabımı okuyayım bari..(bıktım bu telefon kamerasından isyeeeaağğn)..

8 Nisan 2013 Pazartesi

Oniks-Ön Okuma..

 


Sonunda ön okuması çıktı. Şöyle söyleyeyim Daemon gerçekten çok pissin:)) Bu arada orjinal kapak kullanılması çok iyi olmuş. Daemon bu kapakta sanki biraz mal mal mı bakıyor? Slogan da çok şekil olmuş hani :)
(DEX sayfasından alıntıdır.)

Daemon Black’in sırasına oturmasından, her zamanki kalemiyle kürek kemiğimi dürtmesine kadar tam on saniye geçmişti. Koca koca on saniye. Arkama dönünce onun o kendine has kır koku­sunu içime çektim.
Daemon geri çekildi, kaleminin mavi kapağını dudaklarının ke­narına hafifçe vurdu. İyi bildiğim dudaklarına. “Günaydın Kedicik.”
Bakışlarımı güçlükle gözlerine çevirdim. Yeni kesilmiş bir gülün sapı kadar canlı bir yeşil olan gözlerine. “Günaydın Daemon.”
Başını geriye atınca asi, siyah saçları alnına düştü. “Bu gece planımız var, unutma.”
“Evet, biliyorum. Dört gözle bekliyorum,” dedim soğuk bir şe­kilde.
Daemon öne eğilince siyah süveteri geniş omuzlarının üze­rinde gerildi. Sırasını aşağıya yatırdı. Arkadaşlarım Carissa ile Lesa’nın hafifçe iç çekmelerini duydum, sınıftaki herkesin gözü­nün üzerimizde olduğundan emindim. Dudaklarının bir kenarı yukarı kıvrıldı, sanki gizlice gülüyordu.
Sessizlik dayanılmaz bir hal almıştı. “Ne var ya?”
“İzini yok etmeliyiz,” dedi sadece benim duyabileceğim kadar alçak sesle. Neyse ki. Millete izin ne olduğunu anlatmaya çalışmayı hiç de iple çekmiyordum. Ya, bildiğiniz gibi, insanlara bulaşıp onları yılbaşı ağacı gibi aydınlatan, kötücül bir uzay ırkı içinse işaret fenerine dönüştüren bir uzaylı kalıntısı. Azıcık ister misiniz?
Tabii. Tabii.
Kalemimi aldım, içimden onu dürtmek geldi. “Evet, o kadarını anladık.”
“İzi silmek için acayip eğlenceli bir fikrim var.”
“Eğlenceli fikrinin” ne olduğunu biliyordum. Ben. O. İşi pişir­mek. Gülümsedim, gülümseyince gözlerinin yeşili yumuşadı.
“Ne o? Hoşuna mı gitti?” diye mırıldanıp bakışlarını dudakla­rıma indirdi. Tüm vücudum garip bir coşkuyla titremeye başla­yınca, kendime bu yüz seksen derecelik dönüşün benimle değil, o acayip uzaylı şeyinin etkisiyle ilgili olduğunu anımsattım. Dae­mon Arum’larla savaştıktan sonra beni iyileştirdiğinden beri ara­mızda bir bağ vardı ve bu, onun açısından bir ilişkiye başlamak için yeterli görünse de benim için yeterli değildi.
Çünkü gerçek değildi.
Ben, annemle babamınki gibi bir şey istiyordum. Yani ölüm­süz aşk. Güçlü. Gerçek. Deli saçması bir uzaylı bağı, istediğimi veremezdi.
“Avucunu yalarsın,” dedim sonunda.
“Karşı koyman işe yaramaz Kedicik.”
“Senin caziben de öyle.”
“Görürüz bakalım.”
Gözlerimi devirerek önüme döndüm. Daemon taş gibiydi ama aynı zamanda tam dayaklıktı ve bu, bazen taş gibi olduğu gerçe­ğini bile gölgede bırakıyordu. Ama her zaman değil.
Yaşlı trigonometri öğretmenimiz ayaklarını sürüye sürüye içeri girdi. Geciken zili beklerken elinde kalın bir tomar kâğıt tutuyordu.
Daemon beni kalemiyle dürttü. Tekrar.
Yumruklarımı sıktım, onu görmezden mi gelsem diye düşün­düm. Fakat bunu yapmayacak kadar akıllıydım. Öyle yapsam beni durmadan dürtecekti. Arkamı döndüm, dik dik baktım. “Ne var Daemon?”
Daemon, bir kobra kadar hızlı hareket etti. Karnıma tuhaf şeyler yapan bir sırıtışla parmaklarını çenemde gezdirdi, saçımın incecik bir telini yüzümden çekti.
Ona bakakaldım.
“Okuldan sonra...”
Sırıtışı hınzırlaşınca aklıma her türden çılgınca fikir üşüştü ama artık onun oyununu oynamıyordum. Gözlerimi devirdim, hızla arkamı döndüm. Hormonlarıma... ve beni hiç kimsenin et­kilemediği kadar etkilemesine karşı koyacaktım.
Sabahın geri kalanında sol gözümün arkasında hafif bir ağrı eksik olmadı. Bunun tek suçlusu olarak Daemon’ı görüyordum.
Öğle yemeğinde kendimi, birisi kafama aniden yumruk atmış gibi hissediyordum. Kafeteryanın bitmeyen gürültüsü, dezenfek­tan ve yanmış yemek kokusunun karışımı yüzünden kaçıp gide­cek delik arıyordum.
“Bunu yiyecek misin?” Dee Black, tepsimdeki çökelek peyni­riyle ananası işaret etti.
Başımı iki yana sallayarak tepsiyi ittim ve Dee tepsiye dalınca midem bulandı.
“Fark ettirmeden futbol takımını bile yiyebilirsin.” Lesa, Dee’yi siyah gözlerindeki kıskançlık pırıltılarıyla izliyordu. Onu suçlaya­mıyordum. Bir keresinde Dee’nin bir oturuşta koca bir kaymaklı bisküvi paketini bitirdiğini görmüştüm. “Nasıl yapıyorsun bunu?”
Dee, zarif omuzlarını silkti. “Galiba hızlı bir metabolizmam var.”
“Hafta sonu neler yaptınız bakalım?” diye sordu Carissa, göm­leğinin koluyla gözlüğünü silerken kaşlarını çatmıştı. “Ben üni­versite başvuru formlarını doldurdum.”
“Ben de bütün hafta sonu Chad’le seviştim.” Lesa sırıttı.
İki kız, Dee’yle bana, bizim de anlatmamız için baktılar. Bana so­rarsanız, psikopat bir uzaylıyı öldürmek ve neredeyse canından ol­mak pek orada anlatılacak bir şey değildi. “Birlikte takılıp salak salak filmler izledik,” diye cevap verdi Dee. Parlak siyah bir saç buklesini kulağının arkasına sokarken bana hafifçe gülümsedi. “Sıkıcıydı yani.”
Lesa kahkahayla güldü. “Eh siz hep sıkıcısınız zaten.”
Gülümsemeye başlamıştım ki enseme hafif bir karıncalanma yayıldı. Etrafımdaki konuşmalar hafifledi, Daemon solumda­ki sandalyeye oturdu. Enfes çilekli içecekle dolu plastik bardağı önüme koydu. Daemon’dan herhangi bir hediye almış olmak beni resmen afallatmıştı, üstelik de en çok sevdiğim içeceği hatırlayıp getirmişti. İçeceği alırken parmaklarım parmaklarına sürtündü ve tenimde bir elektrik akımı dans etti.
Elimi hızla geri çektim, küçük bir yudum aldım. Çok lezzet­liydi. Belki mideme iyi gelirdi. Belki Daemon’ın bu yeni, hediye veren haline alışabilirdim. Öküz halinden çok daha iyiydi. “Te­şekkür ederim.”
Cevap olarak gülümsedi.
“Bizimkiler nerede?” diye takıldı Lesa.
Daemon güldü. “Ben sadece bir kişinin hizmetindeyim.”
Sandalyemi yana kaydırırken yanaklarım alev alev yanıyordu. “Hadi oradan, hizmetimde falan değilsin.”
Eğilip açtığım arayı kapattı. “Henüz.”
“Yapma Daemon. Ben de buradayım.” Dee kaşlarını çattı. “Se­nin yüzünden iştahım kapanacak.”
“O zaman dünyanın sonu gelmiş demektir,” diye cevabı yapış­tırdı Lesa, gözlerini devirerek.
Daemon çantasından soğuk sandviç çıkardı. Ondan başkası yemeğe inmek için dördüncü dersi ekse, soluğu idarede alırdı. Daemon acayip... özeldi. Kız kardeşi ve erkeklerin birkaçı dâhil masadaki bütün kızlar ona bakıyordu.
Kız kardeşine yulaf ezmeli kurabiye verdi.
“Plan yapmayacak mıydık biz?” diye sordu Carissa, yanakları al aldı. “Evet,” dedi Dee, Lesa’ya kocaman gülümseyerek. “Büyük planlar.”
Elimle nemli ve yapış yapış alnımı sildim. “Ne planı?”
“Dee’yle ben, İngilizce dersinde konuştuk. İki hafta sonra bir parti vereceğiz,” diye atladı Carissa. “Şöyle...”
“Büyük bir parti,” dedi Lesa.
“Küçük bir parti,” diye düzeltti Carissa, gözlerini kısıp arkada­şına bakarak. “Kendi aramızda bir şey işte.”
Dee başıyla onayladı ve parlak yeşil gözleri heyecanla parladı. “Bizimkiler cuma günü şehir dışına çıkıyor, o yüzden harika olur.”
Daemon’a kaçamak bir bakış attım. Göz kırptı. Aptal kalbim tekledi.
“Anne babanızın evde parti vermenize ses çıkarmaması sü­per,” dedi Carissa. “Ben böyle bir şeyin lafını bile etsem kıyameti koparır bizimkiler.”
Dee tek omzunu silkip başını öte yana çevirdi. “Bizimkiler ha­rikadır.”
İçim sızlamıştı, yüzümü ifadesiz tutmak için kendimi zorla­dım. Dee’nin bu dünyada her şeyden çok istediği, anne babasının hayatta olmasıydı. Hatta belki Daemon için de öyleydi. O zaman ailesinin sorumluluğunu omuzlanması gerekmeyecekti.
Birlikte geçirdiğimiz zamanlarda olumsuz tavırlarının büyük çoğunluğunun bu stresten kaynaklandığını anlamıştım. Bir de ikiz kardeşinin ölümü vardı...
Öğle yemeğinin geri kalanında sadece partiden konuşuldu. Zamanlama süperdi çünkü önümüzdeki cumartesi doğum gü­nümdü. Ama cuma gününe kadar partiyi okulda duymayan kal­mazdı. En büyük heyecanın cuma gecesi mısır tarlasında içki iç­mek olduğu bir kasabada bunun “küçük” bir parti olarak kalma­sına imkân yoktu. Dee bunun farkında mıydı acaba? “Senin için mahsuru yok mu?” diye fısıldadım Daemon’a.
Omuz silkti. “Onu durduramam ki zaten.”
İstese durdurabileceğini biliyordum, demek ki onun için bir mahsuru yoktu.
“Kurabiye yer misin?” diye sordu, çikolata parçacıklarıyla dolu bir kurabiye uzatarak.
Midem kötü olsun ya da olmasın, bunu reddetmemin imkânı yoktu. “Tabii.”
Çarpık bir gülümsemeyle bana doğru eğildi; dudakları dudak­larıma çok yakındı. “Gel de al.”
Gel de al mı?.. Daemon, kurabiyenin yarısını o dolgun ve tama­men öpülesi dudaklarının arasına koydu.
Hay ben böyle işin...
Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Masadaki kızlardan birkaçından öyle sesler geliyordu ki, duyan da masanın altında eriyip akıyorlar zannederdi. Fakat gerçekten ne yaptıklarına bak­mayı başaramadım.
O kurabiye –o dudaklar– tam karşımdaydı.
Yanaklarıma ateş bastı. Herkesin ve Daemon’ın gözlerini üs­tümde hissedebiliyordum... Yüce Tanrım, Daemon kaşlarını kal­dırmış, meydan okuyordu bana.
Dee öğürdü. “Galiba kusacağım.”
Utancımdan yer yarılsa da içine girsem diye düşünüyordum. Daemon ne yapacağımı sanıyordu yani? Leydi ile Sokak Köpeği  filmi­nin açık saçık versiyonundan fırlama bir hareketle uzanıp ağzından kurabiyeyi mi alacaktım? Kahretsin, evet kurabiyeyi tam da öyle almak için yanıp tutuşuyordum, bana neler oluyordu böyle.
Daemon yukarı uzanıp kurabiyeyi aldı. Gözleri bir savaş ka­zanmış gibi parlıyordu. “Süre doldu Kedicik.”
Bakakaldım.
Kurabiyeyi ikiye böldü, daha büyük olan parçayı bana verdi. Parçayı çabucak kaptım. Bir yanım bunu suratına fırlatma isteği­ne kapılmıştı ama... elimdeki çikolatalı kurabiyeydi, kıyamadım. Kurabiyeyi bayılarak yedim.
İçeceğimden bir yudum daha aldım ve içim ürperdi. Sanki bi­risi beni izliyordu. Kafeteryaya göz atarken Daemon’ın uzaylı eski kız arkadaşını o kendine has şirret bakışlarıyla bakarken görece­ğimi sanmıştım ama Ash Thompson, başka bir oğlanla laflıyordu. Bak sen. Oğlan Luxen miydi acaba? Pek uzaylı yaşıtları olmasa da burnundan kıl aldırmayan Ash’in bir insan oğlana gülümsemeye yanaşacağını hiç sanmıyordum. Bakışlarımı onların masasından uzaklaştırıp kafeteryanın geri kalanını taradım.
Bay Garrison da kütüphaneye açılan çift kanatlı kapının orada duruyordu ama gözlerini, patates püreleriyle karmaşık şekiller ya­pan sporcularla dolu bir masaya dikmişti. Bizim tarafa göz ucuyla bile bakan kimsecikler yoktu.
Başımı iki yana salladım; yok yere huzursuzlandığım için kendimi aptal gibi hissediyordum. Arum’un biri lise kafeterya­sına bodoslama dalacak değildi ya. Belki de hastalanıyordum. Boynumdaki zincire uzanırken ellerim biraz titriyordu. Tenime değen obsidiyen serin ve rahatlatıcıydı, güvende olduğumun ha­bercisiydi. Bu nedenle korkum boşunaydı. Belki de o yüzden ser­sem gibiydim ve başım dönüyordu.
Hayır, bunun yanımda oturan oğlanla kesinlikle hiçbir ilgisi yoktu.
Postanede beni bekleyen bir sürü paket vardı ama sevinçle ciyak­lamadım bile. Bunlar, diğer blog’cuların inceleme yapılması için kendi aralarında elden ele dolaştırdığı ön okuma kopyalarıydı. Hiç oralı bile olmamıştım. Kesin deli dana hastalığına yakalanıyordum.
Eve dönüş yolculuğu azap vericiydi. Ellerimde mecal kalmamış­tı. Kafam darmadağınıktı. Paketlerimi göğsüme yasladım, veran­danın merdivenlerini çıkarken ensemdeki karıncalanmayı görmez­den geldim. Korkuluğa yaslanmış duran bir doksanlık oğlanı da.
“Okuldan sonra hemen eve gelmedin.” Ses tonunda kızgınlık vardı. Sanki benim feci seksi gizli servis ajanımdı da atlatmayı başarmıştım.
Boştaki elimle anahtarlarımı arıyordum. “Postaneye gitmem gerekiyordu.” Kapıyı itip açtım ve paketleri girişteki masanın üze­rine koydum. Daemon elbette davet falan beklemeden peşimden içeri girmişti.
“Paketler bir yere kaçmıyor ki.” Daemon arkamdan mutfağa geldi. “Ne bunlar? Sadece kitap mı?”
Dolaptan portakal suyu kutusunu alırken içimi çektim. Ki­tapları sevmeyen insanlar bunu anlamazdı. “Evet,sadece kitap.”
“Şu anda etrafta muhtemelen hiç Arum yok ama tedbiri elden bırakmamak lazım. Şu anda onları dosdoğru kapımızın eşiği­ne getirecek bir iz taşıyorsun üzerinde. Bu, kitaplarından daha önemli.” Hiç de bile; kitaplar Arum’lardan daha önemliydi. Ken­dim için bir bardak portakal suyu koydum. Daemon’la tartışama­yacak kadar yorgundum. Henüz kibarca konuşma sanatına hâkim olamamıştık. “İçer misin?”
İç çekti. “Tabii. Süt var mı?”
Dolabı işaret ettim. “Kendin al.”
“İyi de, teklifi yapan sensin. Bana süt vermeyecek misin?”
“Ben sana portakal suyu teklif ettim,” diye cevap verdim, bar­dağımı masaya götürürken. “Sen sütü seçtin. Hem sesini alçalt biraz. Annem uyuyor.”
Sessizce homurdanıp bir bardak süt aldı. Yanıma otururken siyah eşofman giydiğini fark ettim; bu da bana, son kez bendey­ken böyle giyindiği zamanı hatırlattı. Tartışmamız, okuduğum dandik aşk romanlarındaki ateşli sevişme sahnelerinden birine dönüşmüştü. Hâlâ düşündükçe uykularımı kaçırıyordu. Bunu bir türlü kabullenemiyordum.
Sevişmemiz öyle ateşliydi ki Daemon’ın uzaylı cazibesi evdeki ampullerin birçoğunu patlatmış, dizüstü bilgisayarımı kızartmış­tı. Dizüstü bilgisayarımı ve blog’umu çok özlüyordum. Annem bana doğum günüm için yeni bir bilgisayar sözü vermişti. Ama daha iki hafta vardı...
Başımı kaldırmadan bardağımla oynuyordum. “Sana bir şey sorabilir miyim?”
“Değişir,” diye yanıt verdi yumuşak bir şekilde.
“Benim yakınımdayken... bir şeyler hissediyor musun?”
“Bu sabah üstündeki kotun ne kadar yakıştığını hissetmem dışında mı?”
“Daemon.” İçimde, BENİ FARK ETMİŞ! diye bağıran kıza kulak asmamaya çalışarak iç çektim. “Ben ciddiyim.”
Uzun parmaklarıyla tahta masanın üzerinde aylak aylak dai­reler çiziyordu. “Ensem ısınıp karıncalanıyor. Onu mu diyorsun?”
Başımı kaldırıp baktım. Dudaklarında yarım bir gülümseme belirdi. “Evet, sen de mi hissediyorsun?”
“Ne zaman birbirimize yaklaşsak.”
“Canını sıkmıyor, değil mi?”
“Seninkini sıkıyor mu?”
Ne diyeceğimi bilmiyordum. Karıncalanmanın acı falan ver­diği yoktu, sadece tuhaf bir histi. Benim asıl canımı sıkan bunun simgelediği şey, yani hakkında hiçbir şey bilmediğimiz o lanet olası bağdı. Kalplerimiz bile aynı anda atıyordu.
“Bu... iyileştirmenin yan etkisi olabilir.” Daemon beni bardağın üzerinden izliyordu. Eminim süt bıyığıyla seksi olurdu. “Sen iyi misin?” diye sordu.
“Pek sayılmaz. Niye sordun?”
“Bok gibi görünüyorsun.”
Başka bir zaman olsa bu lafı evde bir savaş başlatırdı ama yarı­sı boş bardağımı bırakmakla yetindim. “Galiba hastalanıyorum.”
Kaşları çatıldı. Hasta olma kavramı Daemon’a yabancıydı. Lu­xenler hasta olmazdı. Hem de hiç. “Neyin var?”
“Bilmem. Muhtemelen uzaylı biti geçmiştir.”
Daemon kahkahayla güldü. “Sanmam. Hasta olmana izin ve­remem. Seni dışarı çıkartıp izini ortadan kaldırmamız gerek. O zamana kadar sen...”
“Ayak bağı olduğumu söylersen canını yakarım.” Öfkem, mide bulantımı bastırmıştı. “Öyle olmadığımı ispatladım, özellikle de Baruck’u sizin evden uzağa götürüp onu öldürdüğümde.” Sesimi yükseltmemek için çaba harcıyordum. “İnsan olmam zayıf oldu­ğum anlamına gelmiyor.”
Arkasına yaslandı, kaşlarını yukarı kaldırdı. “Ben sadece, o zamana kadar risk altındasın, diyecektim.”
“Ya.” Yanaklarım kıpkırmızı oldu. Tüh. “İyi, o zaman, ben ayak bağı değilim yani.”
Daha demin masada oturan Daemon yanımda diz çökmüştü. Yüzümü görmek için hafifçe başını kaldırmak zorunda kaldı. “Za­yıf olmadığını biliyorum. Kendini kanıtladın. Hem, bu hafta sonu yaptığın şey de neydi öyle? Bizim güçlerimizi kullandın resmen. Hâlâ bunun nasıl olduğuna kafam basmıyor ama sen ayak bağı değilsin. Asla.”
Vay be. Cidden... kibarken ve bana dünyada kalan son çikola­taymışım gibi baktığında, kendimi ona teslim etmeme kararım düpedüz sarsılıyordu.
Ağzındaki çikolatalı kurabiyeyi düşündüm.
Aklımdan geçenleri biliyormuş ve gülmemeye çalışıyormuş gibi dudaklarının kenarı seğirdi. O her zamanki ukala sırıtış değil, gerçek bir gülücüktü bu. Sonra aniden ayakta durmuş tepemde dikilirken buldum onu.
“Şimdi zayıf olmadığını kanıtla bana. Hadi, kaldır kıçını da şu izi silelim biraz.”
İnledim. “Daemon, ben cidden kendimi iyi hissetmiyorum.”
“Kat...”
“Bunu gıcıklık olsun diye söylemiyorum. Kusacak gibiyim.”
Kaslı kollarını kavuşturdu, Under Armour marka tişörtü göğ­sünün üstünde gerildi. “Etrafta öyle deniz feneri gibiyken dolaş­man hiç güvenli değil. O izi taşıdığın sürece hiçbir şey yapamaz­sın. Hiçbir yere de gidemezsin.”
Midemin bulantısını görmezden gelerek masadan kalktım. “Üstümü değiştireyim.”
Geriye adım atarken gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldı. “Bu kadar çabuk mu pes ediyorsun?”
“Pes etmek mi?” Kuru kuru güldüm. “Sadece senden kurtul­mak istiyorum.”
Daemon gür sesle güldü. “Rüyanda görürsün Kedicik.”
“Sen kendini pohpohlamaya devam et.”
Göz açıp kapayıncaya kadar karşıma dikilmiş, önümü kapat­mıştı. Sonra yürümeye başladı; başı eğik, gözleri kararlılıkla doluydu. Ellerim mutfak masasının kenarını bulana kadar geriledim.
“Ne var?” diye sordum.
Ellerini kalçalarımın iki yanına koyup öne eğildi. Ilık nefesi yanağımdaydı ve gözlerimiz birleşmişti. Bir daha yaklaştı ve du­dakları çeneme sürtündü. Boğazımın gerisinden boğuk bir çığlık geldi ve ona doğru uzandım.
Sonra bir baktım ki Daemon geri çekilmiş, ukalaca kıkırdıyor­du. “Nasılmış? Kendimi pohpohlamakla alakası yokmuş değil mi Kedicik? Git de hazırlan.”
Lanet olsun!
Ona orta parmağımla hareket çekip mutfaktan çıktım ve yukarı çıktım. Tenim hâlâ yapış yapış ve iğrençti. Bunun olanlarla bir ilgisi yoktu ama yine de üstüme eşofman ve termal içlik giydim. Koşmak, yapmak istediğim en son şeydi. Daemon’ın, kendimi iyi hissetmeme­mi umursamasını falan beklemiyordum tabii.
Kendisinden ve kız kardeşinden başkasını düşünmezdi o.
Bu doğru değil, diye fısıldadı kafamın içindeki sinsi, sinir bozu­cu ses. Ama belki de bu ses haklıydı. Beni ölüme terk edebilecek­ken iyileştirmişti ve onun düşüncelerini, onu bırakmamam için yalvarışını duymuştum.
Her iki durumda da kusma isteğimi bastırıp eğlenceli bir ko­şuya çıkmalıydım. Altıncı hissim bu işin sonunun hiç de hayırlı bitmeyeceğini söylüyordu.

Maalesef bitti :( Yapçak bişey yok :(

6 Nisan 2013 Cumartesi

Liebster Blog Award..


Sevgili Sevimli Hırsız beni aday göstermiş. Ama ben onunkinide yeni görüyorum. Kendisine çok teşekkür ediyorum sorularını cevaplıyorum :)

  1. Hiç anime izledin mi? İzlediysen favori animen? Hayır, hiç izlemedim.
  2. Kitapların filmlere uyarlanmasını doğru buluyor musun ?Eğer karakter seçimleri yerinde olursa, önemli detaylar atlanmazsa neden olmasın?
  3. 2013 yılnda kaç kitap okuyacaksın?Gönül isterdiki 300-500 olsun ama hedefim 100. Hadi bakalım kısmet :)
  4. Elinde okunacaki kitap olduğu halde yeni çıkan bir kitabı hemen alır mısın?Eğer çok istiyorsam kesinlikle :)
  5. Anime/Dizi/Film/Drama'lardan sevdiğin bir sahneyi bizimle paylaşır mısın?Playful Kiss-Kore dizisi
Seung Jo; İyi ki doğdun Sevgili Oh hani..
Oh hani: O kısmı bir daha tekrarla..sevgili kısmını..
Seung Jo: Çok sevgili Oh hani..
Oh hani:Bir daha..
Seung Jo: Hadi ama!
Oh hani: Kocacım! Sadece bir kez daha!
Seung Jo: Benim sevgili karım Oh hani..
  1. En çok gülüdğün ve en çok ağladığın kitap neydi?Sanırım benim için "en" diyebileceğim bir kitap olmadı:)
  2. Hayatında UNUTULMAZ dediğin bir an oldu mu?Evet. Popüler bir alışveriş merkezinde Kemal Kılıçdaroğlu gibi yürüyen merdivene tersten binmem ve bunu çok geç anlamam :)
  3. Kitapların hayatındaki öncelik sırası nedir?Bir bilgisayarım iki kitaplarım :)
  4. Hiç -kesinlikle- bu karakter benim dediğin bir kitap karakteri oldu mu?Harry Potter-Hermonie Jean Granger(Hayal aleminde yaşarım ben)
  5. Bir kitabı yorumlarken nelere dikkat edersin?Heyecan, akıcılığa ve sonuna..
  6. Kitap yorumu yapmak profesyönellik ister mi?Evet ister aslında istemeyedebilir aslında herkesin fikir özgürlüğü var o yüzden istemez..

Sevgili Büyülü Kitaplık ve Crazy Book lover beni aday göstermiş. Şimdi öncelikle kendim hakkındaki 11 gerçeği  söyleyeceğim, sonra soruları cevaplayacağım :)
Benim Hakkımdaki 11 gerçek :) (Saçmalıklar...)
1.3 yıl önce izlediğim bir filmde cinlerin battaniyeler altında olabileceği söylenmişti. Bu yüzden battaniyeleri kaldırırken hala bira tırsarım..
2.Anaokulunun 3.gününde atıldım.
3.Feci bir Merlin hayranıyım accayipp severimm..
4.Uykuyu çok sevmeme rağmen başka şeylere vakit kalsın diye çok az uyurum. Okula sürekli gözlerimin altı şişik giderim. Hatta bir keresinde matematik hocam"oo Sümeyyeeee sallandırıyon yine poşetleriiii naptın sabah ezanını sen mi okudun lan" demişti..
5.Kapalı alan,dar alan ve karanlık alan fobim var.
6.1.sınıfta sınıfın en uzunu, lisede ise en kısası olan bir insanım( Niye nöyle oldu ya?)
7.Uğurlu sayım 96, uğurlu günüm çarşambadır.
8.Kütüphanede kitap okumayı sevmem. Genel olarak sessiz ortamları sevmem.
9.Çok sabırsızımdır. Örneğin internette bir video izlerken bir türlü dolmasını bekleyemem.(Bazılarımızın interneti yavaş oluyor işte.
10.Arkadaşlarım ve hocalarım tarafından tip olarak orta asya türklerine (çekik gözlerden) benzetiliyorum.
11.Gamzelerim var :)

Şimdide Büyülü Kitaplık'ın soruları;



  1. Yapmak istediğin ama çekingenliğinden yapamadığın bir şey var mı? Varsa bu "şey" ne? Evet var. Kütüphanede karşı masada oturan arkadaşıma bağırarak"gözüm şu soruyu çözsene be!" demek.
  2. Kitap okurken en çok ne eşlik eder sana? (Atıştırmalıklar, müzik vs.) Bilgisayarım.hiçbir şey yapmasam bile mutlaka açık tutarım. 
  3. Seri kitapları mı? Tek kitaplar mı? Seriler çok sürükleyici oluyo ya :)
  4. Sevdiğin bir kitaptan, sevdiğin bir alıntıyı bizimle paylaşır mısın? Evie "Benden korkuyor musun?" Lend "bu kadar çok pembe giyen birinden nasıl korkabilirim?" (Kitabı sevmem ama burasını çok severim.)
  5. Bir fobini söyler misin? Örümcekler.Iyy görüğüm an hepsini bacağımda hissederim ve istemsizce bacaklarımı sirkelerim. Sanki bir şey varmışta atmaya çalışıyomuş gibi sert sert vururum.(Bunun şizofreniye kadar yolu var)
  6. Etkisinden uzun süre çıkamadığım film? Benim Adım Khan
  7. Hiç Stephen King kitabı okudun mu? Okuduysan ne/ler? Utanarak söylüyorum hiç kitabını okumadım.
  8. Çevrilmesini delice istediğin bir kitap? Yemin serisinin ikinci kitabı "The Essence"
  9. En çok nerede kitap okursun/nereyi tercih edersin? Her şeyi yatağımda yapan birisi olarak kitabı da yatağımda okurum.
  10. Yarım bıraktığın bir kitap? Benim Çılgın Ailem
  11. En sevdiğin renk? Siyah
Şimdide Crazy Book lover'ın soruları;

(Sevgili Crazy Book Lover'da beni aday göstermiş ancak aptal ben geç görmüşüm bu yüzden kendinden özür dilerim şimdi büyük bir aşkla sorularını cevaplayacağım:)
 1. Yapmaktan en çok zevk aldığınız şey nedir?
Tabii ki uyumak:)
2. Blog yazmaya nasıl karar verdiniz? Beklentileriniz neler?
Nasıl diyim böyle aslında tanımadığım insanlarla bir bağım olsun istedim bu yüzden açtım.Beklentimde büyük bir aile oluşturmak:)
3. Hayatımın kitabı dediğiniz bir kitap var mı? Varsa isim alabilir miyiz?
Evet var ama benimde bir tane değil 7 tane :) ah Harry Potter neden Harry Pottersın sen inkar..(Sonu kötü olabilir:)
4. Birini yeniden diriltebilecek olsanız bu kim olurdu? Neden?
Birini yeniden diriltmeyi istemem. Onlar olmadan da yaşamayı öğrenmek zorundayız.
5. Yaşadığınız en büyük hayal kırıklığı nedir?
Ortalama yaşam sürelerinden daha uzun yaşayan balığımın ölmesi :/
6. Bir kitabın sonunu değiştirebilseniz bu hangi kitap olurdu ve neden?
Final'in sonunu değiştirmek isterdim. Ben hala Vee'nin nefil olmasına ve Scott'çuğumun ölmesine taktım..
7. Bugüne kadar aldığınız en büyük başarı?
Bir lahmacundan en büyük dilimi alma yarışmasında ben birinci olmuştum :) (Ama sonra boğulma tehlikesi geçirip çıkarmak zorunda kalmıştım ve iki kişi yarışıyorduk. Bunlarda önemsiz birkaç detay işte..)
8. Okumak mı yazmak mı? Neden?
Yazmak mı? Yazmak ve ben... o kadar uzak ki bu yüzden okumak..
9. Klasik bir soru. Hayatınız bir kitap olsa ismi ne olurdu?
100.000 adımda insan olmanın yolları
10. Okumanın size kazandırdığı en büyük şey nedir?
Olmayan şeyler için sevinip üzülebilme duygusu..
11. Kendinize söylediğiniz en büyük yalan?
Bir gün Hogwarts ta Karanlık Sanatlara Karşı Savunma hocası olacağım...
     Bu gecikmeli cevaplama için kendisinden çook özür dilerim neyse geç olsun güç olmasın:) 

Şimdi benim sorularımmm;
1.Hiç evcil hayvan besledin mi? Beslediysen adı neydi?
2.Kitaplarda geçen yerlerden en çok hangisine gitmek istersin?
3.Sende yer edinmiş, çok sevdiğin bir sözü paylaşır mısın?
4.Size ilginç gelen bir hobiniz var mı? Varsa nedir?
5.En sevdiğiniz fantastik dizi?
6.Vayy be ne kitaptı ama dediğiniz, repliklerini çok net hatırladığınız bir kitap adı söyler misiniz?
7.Tesadüflere inanır mısınız? Sizce gerçekten Aşk tesadüfleri sever mi? (ben bunu neden sordum?)
8.Eğer hayatınız film olsaydı hangi dalda oscar alırdı?
9.Eğer fantastik bir kitap yazmak isteseydiniz içinde ne gibi fantastik ögeler olurdu?
10.En sevdiğiniz kitap türü nedir? Neden?
11.Ya dünyada kitap denilen bir şey olmasaydı sizce nolurdu?

Veeeee benim adaylarım;
ve herkesler :)

2 Nisan 2013 Salı

Beni Seç/Kiera Cass-Kitap Yorumu..

   Öncelikle sadece kendi yorumumu yazacağım yani öyle arka kapak yazısı, sayfa sayısı falan yok çünkü bunları hepimiz biliyoruz artık. Birçok kişi zaten kitabı okudu ve sonunda bende okudum ve bayıldımmmm :)
     Dün akşam saat ona doğru başlayıp üçe doğru yattım ve okuldada bütün gün uyudum :) Kesinlikle harikaydı! Her şeyden önce konusu çok ilgi çekiciydi. Sarayda yaşanacak olaylar falan filan. Yani bir kere kızın ismi bile çok ilgi çekiciydi, asildi ve güzeldi. America Singer! En çokta kızların arasındaki atışmalar kapışmalar falan zevkliydi :)
     Ve sonuna kadar Team Maxon diyorum başka da bir şey demiyorum :) TATLIM ya :) Gerçi ben kitabı okumadan önce tabii prens falan deyince daha sert birisini bekliyordum ama meğer ne kadar yumuşak kalbi varmış onun öyle :) Yazık sarayda hiç arkadaşı olmamış :( Ama kitabın sonlarına doğru America'ya Celeste(uyuz) yüzünden bağırmasına çok kızdım ama bu kızdığım diğer bir noktanın yanında hiç kalır. Yani America nasıl olurda sarayda Aspenle(ki kendisini hiç sevmedim çok itici buldum) öpüşür. Bu Maxon'a ihanet sayılır neysekş sonradan vazgeçti hele orda Aspen'in ben pes etmem tarzındaki lafları yokmuydu iki kat sinir oldum kendisine neyse.
     Birazda seçimdeki kızlardan bahsedelim. Celeste tam bir salak, çok iyi bir yalancı ve feci şekilde iki yüzlü. Marlee iyi, şeker bir kız ama kitabın sonunda tip tip davrandığı için biraz soğudum. Kriss biraz kendini beğenmişlikle karışık şeker bir kız. Ve America seçime katılan üç beşinci(sonra üçüncü) sınıftan biri. Elit olan ve Maxon'ın verdiği söze göre son ikiye kalacak olan tek beşinci sınıf. İşte böyle.
     Birazda yazardan bahsedelim. Kendisi hakkında bir yazı okumadım ancak youtube da videolarını izledim ve ingilizcem çok iyi olmamasına rağmen yani videoların büyük bir kısmından bir şey anlayamama rağmen çook tatlı bir kadın olduğunu anladım. (Bakmak isteyenler için link.) Buda onun videolarından kestiğim birkaç resim :)
Yazar burada kitabın dizisinin çekileceğini öğrendiğinde nasıl hissettiğini gösteriyor:)

Ve yazar Seçime katılan bazı kızları kendisi canlandırmış ayrı ayrı videolarını çekmiş :)

Bu Natalie :)
Bu Kriss :)

Bu Elise :)

Bu Celeste :)

Buda Marlee :)
Ve son olarak kitabın orjinal fragmanına bakarken bu kızlar dikkatimi çekti. Soldaki hakında bir fikrim yok. Ortadakini saçları kat kat kesildiği için ve mavi giydiği için America ya benzettim. Sağdakini ise sarışın olduğu ve sarı giydiği için Marlee' ye benzettim :)

31 Mart 2013 Pazar

Akrostişşş....

Sevgili Sihirli Kitap blogunda düzenlenen etkinlikte kitaplarla akrostiş yazıyoruz. Bende birkaç gündür düşünüyordum ne yazsam ne yazsam? Sonunda bayan kitapkurdu yazmaya karar verdim malumunuz yazamadım. Neden? Çünkü koca evde onca kitap varken biridemi U harfiyle başlamaz ya! Zaten bunu yazarken bile ablamın kitaplığından aşırdım. Yani kitaplığımda resmen hiç sesli harf yok. Hepsi B ile başlıyor(bkz. Beni Seç, Başlayanlar, Beni orada Bulacaksın, Benim Küçük dostlarım...) Millet kitaplarıyla cümleler yazarken(bkz. Saklama Kabı, İkinci Harfi "i"..)ben iki sözcüğü zor yazdım. Napalım buna da şükür :)

29 Mart 2013 Cuma

Alışverişş..

Uzunn süredir kitap alışverişi yapmamıştım sonunda yaptım :)
İlk internetten kitap alışverişimi Scala Kitapçıdan yaptım, tavsiye de ederim. Kargoda hızlılar ve kapıda ödeme var. Neyse sonunda çok istediğim Beni Seç' i aldım içinde ayracıyla :) Ayrıca filminden önce okuyamıycam hatta filminden sonrada okuyamıycam galiba korkusuna kapıldığım Sıcak Bedenler'i de aldım. Ve aslında en çok sevindiğim internetteki kitap sitelerine her baktığımda birinin daha aldığını gördüğüm ve sonra "benim hiç böyle kitap ayracım olmadı yeeeaaaaağğ" dediğim kitap ayracı:) İşte bide bu kırmızı kalemi aldım :)

28 Mart 2013 Perşembe

Favori Kadın Karakterler..

Sevgşlş Kitab-ı Sevda bir etkinlik düzenliyor. En sevdiğiniz kadın karakterleri yazıyorsunuz. İşte bunlarda benimkiler(Bir kaç tane var:);
"Charlaina" çok ama çok severim kendisini keşke devamı çıksa :(
"Alex"
"Claire Danvers" bu kız çok akıllı ya :)
"Amy(Nikki)" kendisi en renkli kitap karakterlerindendir bana göre :)
Ve tabii ki "Nora"